Alemşah Kümbeti Mimari ve Süslemeleri

Alemşah Kümbeti Mimari ve Süslemeleri

Moğolların, kendileri ile beraber kalabalık Türkmen topluluklarını da önlerine katarak hızla batıya ilerlemeleri İran, Suriye ve Anadoluyu alt üst eden siyasal olayların yanında sosyal, kültürel değişikliklerede neden oldu. Batıya sürüklenen bu toplulukların beraberlerinde getirdikleri sanatları, kültürleri Anadolu’da bulunan ulusların kültür ve sanatları ile karışarak ortaya yeni bir mimari üslup çıktı. Biz buna İlhanlı sanatı veya mimarisi diyoruz.

Daha sonra İlhanlılar tarafından Anadolu’nun yönetimiyle görevlendirilen, Noyan ve beyler gönderildikleri bölgeye oymağı ile beraber gelip yerleşiyorlardı. Askeri yönü fazla basan bu valilerin hakimiyetleri uç bölgelerde daha belirgindi. İşte bu uç bölgelerden biriside Sivrihisar ve çevresidir. İlhanlılar gittikleri yerlerde camiler, kervansaraylar türbeler inşa etmişlerdir. Bilhassa Anadolu’da türbelerin yapımı Moğol istilasından sonra, yani on-üçüncü yüzyılın ikinci yarısında yaygınlaşmıştır. Türbeler genellikle sultanlar, hanedan mensupları, devlet adamları, Şeyh ve veliler için yapılıyordu.

Sivrihisar’da Çobanoğlu Timurtaş’ın öldürttüğü Sultan Şah’a kardeşi balto oğlu Melikşah tarafından H.728/M.1327-28 yılları arasında yaptırılan Alemşah türbesi, İlhanlı mimarisinin bir örneğidir. K-1-

***

Sivrihisar Alemşah Kümbetinin Mimarisi, Geometrik ve Figürlü Plastik Süslemeleri

Anadolu Selçuklu Devletinin Anadolu’da hakimiyetinin sona eriş tarihi olan 1308 (M) yılı, aynı zamanda Anadolu’da eski birlik kurmak için mücadele eden Anadolu Beyliklerininde en faal devreleri olarak görülebilir.

Her beyliğin sosyal, siyasi ve ekonomik alanlarda faaliyetlerini sürdürdüğü bu tarih, aynı zamanda İlhanlı hakimiyetinin de tam anlamıyla Anadolu’da varlığını hissettirdiği, ancak İlhanlının burada bir işgal kuvveti olarak kalacağını anlamaya başladığı ve Anadolu’da yer yer beylik mücadelelerinin kızıştığı tarih olarak ta kabul edilir. Bu tarihten sonra, XIV. yüzyılın ortalarına kadar Anadolu’da varlıklarını hissettirmiş olan İlhanlılar, Anadoluyu ele geçirdikleri tarihten beri devrin sosyal yaşantısına uygun şekilde dini ve sosyal müesseselerle eğitim kurumlarının inşaasını sürdürmüşler, bu arada camiler, mescitler, medreseler, türbeler, köprüler yaptırarak, kaleleri tahkim ettirmişlerdir.

Osmanlı Devletinin henüz kuruluş yıllarına rastlayan bu tarihlerde, Onların çok yakınında Sivrihisar’da, İlhanlılar tarafından yaptırılan yapılardan birisi ile karşılaşıyoruz. Aslında bu devirde Anadolu’da yapılan eserleri İlhanlılara maletmek doğru değildir. Çünki İlhanlıların kopup geldikleri yerlerde bilhassa İran’da yaptırdıkları eserlerle bunlar arasında önemli üslup farklılıkları vardır. Anadolu’da bu devirde yaptırılmış olan eserleri ancak kronolojik bakımdan İlhanlılar devrine maletmek gerekir.

Sivrihisar’da İlhanlının hakimiyeti yıllarında yapılan ve ALEMŞAH KÜMBETİ olarak tanıtacağımız bu yapı, her haliyle bir Anadolu Selçuklu eseridir. Aynı zamanda bu yapı Anadolu’ya Selçuklular tarafından getirilmiş sağlam mimari üslubun İlhanlılarca da tamamen benimsenmiş olduğunu kanıtlar.

MİMARİ VE SÜSLEMELERİ

Aslında aynı adla anılan bir medrese ve mescit ile birlikte yaptırıldığı anlaşılan Alemşah Kümbeti, medresenin vaziyetinin değişmesinden sonra, sağlam yapısı ile orijinal durumunu korumaktadır.

Alemşah Kümbetinin hafif şişkince sivri bir kemerin içerisine yerleştirilen ve kapı kilit-taşının üzerindeki boşluğu tamamen doldurabilecek şekildeki kitabesi, 9 satır halinde ve Arapçadır. Kitabenin hemen altındaki köşe boşluğu da bir ucu kalın, diğer ucu gittikçe incelen plastik bir volutla son bulur. İki yanı şişkin sivri kemerli bir üçgen alana yerleştirilen 9 satır halindeki bu Arapça kitabenin Türkçe karşılığı:

“Bu İmareyi büyük Emir-i ümeranın melik-i meali ve mekarimi sahib-i hayr ve hasenat babası Melikşah Bey yaptırdı. Allah tevfikini daim etsin ve cennet yolunu kolaylaştırsın. Bunu Rahmet-i İlâhiyeye sait ve gençlik çağında zulümle şehit edilen kardeşi Sultan Şah bin Kiro Baltu için yaptırdı. Allah Avfü mağfiret etsin ve bunları Cennet-i Firdevse iskân etsin. Yazan vecih-ül hatiptir. Sene 728” (1327-1328)dir.

Kitâbede adı geçen Melikşah, İlhanlı Hükümdarı Ebu Sait Bahadır tarafından Anadoluyu işgal ile görevlendirilen kumandan Baltu’nun oğludur. Melikşah, İlhanlı Sadrazamı ve Anadolu Umumi Valisi Emir Çoban’ın oğlu Timurtaş Paşa’nın babasının İran’da idam edilmesi üzerine isyan ederek bir çok bey ile birlikte öldürülen İlhanlı Beyi Sultan Şah’ın kardeşidir.

Mimari yönden kümbet, altta kriptası bulunan kare kaide üzerine yüksek sekizgen gövdeli ve pira-midal çatılıdır. Sekizgen türbenin her yüzeyi külâha kadar düzgün kesme mermerden, yukarısı tuğla malzeme ile yapılmıştır. Yakın tarihlerde yapılan tamirde külâhın üst kısmına bir korumalık ve alem geçirilmiştir.

Kripta ile aynı yönde açılmış kümbetin portalına, iki yandan 6 sıra merdivenle çıkılmakta, altta merdiven boşluğu arasında da alt kattaki kriptaya geçit veren küçük ölçüde bir kapı bulunmaktadır. Zeminden 75 sm. alçakta bulunan ve üzeri düz tonozla örtülü olan kripta kısmında, kitâbede adı geçen Sultan Şah’ın sandukası vardır. Üst katta kıble yönünde açılmış mihrap, türbenin üst katının gerektiğinde namaz kılmak için kullanıldığına işarettir.

Anadolu Selçuklu Portallarının tam bir benzeri olarak yapılmış olan portalı, sekizgen gövdeli kümbetin bir yüzeyine sığabilecek biçimde, fakat tüm süsleme özelliklerini üzerinde taşımaktadır. Dıştan dört sıra halindeki süs bordürü oldukça gösterişlidir. Arada kalan ince uzun kapı boşluğu, görünüşe göre yukarıya doğru biraz yüksekçe, üstten kitabe boşluğu, alttan da kapı çerçevesi ile içeriye taşmış küçük bir eyvan görünümündedir. Kapının basık kemerli kilit-taşının ortasında yüksek kabartma olarak bir kabara bulunmakta, bunun iki ucu aşağıya ve yukarıya doğru uzatılmıştır. Portal kemerinin iki yanında nebati süsle- meli başlıklarıyla sütunceler, birçok Anadolu Selçuklu ve İlhanlı yapılarında karşımıza çıkan görünüşlerdir. Sütunce başlığının nebati süslemeli olmasına karşılık, sütuncelerin üzeri Erzurum Çifte Minareli Medresenin avlusundaki revak sütunlarından birisi üzerinde bulunan iç içe dört çizgi halinde kesişen altıgenlerin meydana getirdiği alçak Kabartma formu akla getirir. Bu süslemenin daha eskiye uzanan örnekleri arasında Meraga’da Kümbet-i Surkh’un (1147 M.) portal kemerinin iki yanında bulunan süslemeler tuğla malzeme üzerinde dikkati çeker.

Portal çerçevesinin geometrik süslemelerine gelince, bunlar en dışta ortaları derin oyulmuş bir ters bir düz köşeli Y şekilleri meydana getirilen mimariden başka halı, çini, minyatür ve maden eserlerin bordürlerini süsleyen bir geometrik bordürler çevrelenmiştir. Bu bordürün aynısını son zamanlarda İlhanlılara maletme eğilimi ağırlık kazanan ve XIII. yüzyılın sonlarına tarihlenen Erzurum Çifte Minareli Medresenin doğu eyvanının revak kemerinden sonra içerde meydana gelen asıl eyvan kemerinin en dış bordür süslemesi olarak görüyoruz. Aynı bölgede yine İlhanlılar zamanında yaptırılmış olan Aras Nehri üzerindeki Emir Çoban (Çobandede) Köprüsünün doğu kemer ayaklarından birinin üzerinde de bu süslemenin benzerine rastlanın. Diğer benzerleri daha yumuşak hatlarla Kayseri-Sivas yolundaki Sultan Hanının (1232) Köşk mescidindeki kemerde ejderlerin gövdesi olarak, Antalya-Burdur yolunda Susuz Hanı’nın (1245 civarı) portalının iki yan mihrabiyelerinin kemerleri üzerinde ejder gövdesi olarak karşımıza çıkar.

İkinci ve geniş ana bordürü daha sonraya bırakıp, üçüncü geniş bordürü ele alacak olursak, tamamen kapalı geometrik şekiller arzeden bu bordürde, birbirine paralel çift hatlı kırık şekiller, birbiri içine girmek suretiyle üçgenler, dörtgenler, beşgenler, altıgenler meydana getirerek yüzey süslemesine katılmışlardır. Anadolu Selçuklu yapılarında daha çok taş üzerinde uygulama alanı bulan bu süslemelerin, daha geniş ölçüde benzerlerini görmek mümkündür.

Üçüncü bordürdeki geometrik kırık şekillerin içeride daha dar olarak dördüncü bordürde de tekrarlanmasından sonra, portal sütunce ve kemeri başlamaktadır.

Geometrik ve figürlü plastik süslemeler açısından daha da önemli olan ikinci bordür sistemi, en dıştaki birinci bordürden, birkaç ince çubuk silme ile ayrılır. Bu geniş bordürün ana kuruluş şeması yatık M şeklinde düzenlenen iki kırık şeridin birbirine geçmesi ile meydana gelen geometrik şekildir. Birbirine M harfi şeklinde yaklaşan iki ucun ortasından birer Rumi çıkarak yarım halde son bulmuş, ortadaki boşluk da bitki şekilleriyle doldurulmuştur. Yatık M şekilleri bir yanda meydana gelirken, aynı çizgilerin formu öte yanda 3/4 ü mevcut altıgen yıldız şeklini oluşturur. Palmetlerden başka bu yıldızların ortalarında küçük yuvarlak rozetlere de yer verilmiştir. Öte yandaki Rumi şekillerinin ortalarında, bazan sarmaşık şeklinde bir sapa bağlı olarak yanyana küçük hayvan başları da tasvir edilmiştir.

Portalın sol tarafında görebildiğimiz kadarıyla sarmaşık dallarına bağlı olarak tasvir edilmiş bu hayvan başları portalın önemini artırmaktadır. Bu çeşit hayvan başlarının birçok Anadolu Selçuklu ve İlhanlı dönemi yapılarında benzerlerini buluruz. İlhanlılar zamanında yaptırılmış olan Niğde Sungur Ağa Camimin (1335 M.) portalında, geometrik yüzeyleri çevreleyen sarmaşık saplarından meydana gelen bordürde, kıvrımların içini dolduran kısımlarda tasvir edilmiş at, aslan, balık, ejder, kuş, fare, gibi hayvan başları, aynı üslupta ele alınmıştır.

Anadolu Selçukluları zamanında yaptırılmış olan Bünyan Ulu Camimin (1256) portalında da, burada olduğu gibi yatık M şekilleri meydana getiren kırık iki şerit ve bu şeritlerin bir tarafta altıgen yıldız, öte yanda da bitki şekilleri meydana getiren geometrik bordürün hemen aynısı görülmektedir. Aynı yerdeki dördüncü broşürde de Niğde Sungur Ağa Camii portalında olduğu gibi spiral sarmaşık dallarından ibaret nebati süslemelere rastlanmaktadır. Bünyan Ulu Camii portalında hem geometrik süslemenin, hem de bitkisel süslemenin aynen tekrarı ilginçtir. Yalnız buradaki hayvan başları öncekilere göre daha büyükçe, fakat onlara nispetle şematize edilerek tasvir edilmiştir. Yatık M şeklindeki şeritin yarım altıgen yıldızlar meydana getirerek geometrik süslemeye katılmasını, Aksaray-Nevşehir yolundaki Ağzıkara Han’ın (1238-1240) dış portalının ikinci bordüründe de görebiliriz.

Aynı üslup birliği içinde olmasa da hayvan başlarının bir arada bulunduğu, fakat baş ve yüz çizgilerinde büyük bir benzerlik görülen hayvan başları topluluğu Sivas Gök Medrese (1271) portalının kapısının sağ ve sol üst köşelerinde karşımıza mermer üzerine kabartma olarak çıkmaktadır. Buradaki hayvan başları da birbirlerine sanki bitkilerle karışmışlardır.

İkonografik yönden hayvan başlarının bitki dallarının ucunda yer almasına, XI. yüzyıldan itibaren Büyük Selçukluların dağılmış oldukları bölgelerde rastlanır. Kökü, Gazneliler yolu ile Hunlara kadar uzanan bu üslubun Büyük Selçuklu yapılarında çeşitli yerlerde görülmesi, kaynağın zenginliğine işarettir. Musul’da Zengi’lerden Bedreddin Lulu tarafından yaptırılan Kara saray (1235) harabelerinde ştuk yazı frizini oluşturan kompozisyonda, zemin süslemesi olarak sarmaşık biçiminde kıvrık dal ve rumiler arasında yazılara yer verilmiş, bu yazıların uçları da insan, tavşan, kuş, fare, aslan başlarıyla sonuçlanmıştır. Büyük Selçuklulardan kaldığı anlaşılan Musul maden eserlerinde de bol örnekleriyle karşılaştığımız bu yazıların, daha çok insan başı şeklinde son bulanlarına “konuşan yazı” deyimi yakıştırılmıştır.

Yine Büyük Selçuklu atabeylerinin hakim olduğu Azerbaycan’da 1234-1235 (M) yıllarına tarihlenen Bakü Kalesinin kule ve surlarında iken denize düşerek bir müddet sonra çıkarılan parçalarında taş üzerine yazılmış kitabe kuşağına rastlanmaktadır. Bu kitabe kuşağında insan ve hayvan başlarına büyük ölçüde yer verilmiştir. Aynı bordürde solda sütunce başlığının hizasında ağzı yukarıya gelecek şekilde kaba hatlarıyla tasvir edilmiş bir balık figürü, Alemşah Kümbetini figür yönünden zenginleştirir. Yan yana tasvir edilmiş iki hayvan başından daha büyük ölçüdeki (12 x 8 sm.) balık figürünün baş kısmı bir çizgi ile ayrılmış, yüzgeç ve solungaçlarla kuyruk kısmı iki yana açık şekilde belirtilmiştir. Anadolu’da balığın tasvir edildiği birkaç örnek, sutuko ve taş süsleme olarak günümüze kadar gelmiştir.

Alemşah Kümbetindeki balık figürü gibi üslup birliği gösteren örnekler, Aksaray-Konya yolundaki Sultan Hanı’nın (1229) portalında, Denizli yakınlarındaki Çardak Hanının (1230) hol kısmında paye üzerinde, Alanya Obaköy Medresesi (1373) portalında karşılıklı iki ejderin geçme yapan karın kısmında boşluğu doldurabilecek şekilde büyük ihtimalle burç sembolü olarak tasvir edilmişlerdir. Su sembolü olarak da Konya’da Karamanoğulları tarafından yaptırılmış Meram Hamamınının (1324) kilit-taşı üzerinde cennet sembolü tavus kuşunun yanında su ve temizlik, iman ile ilgili sembol olarak tasvir edilmişlerdir. Ayrıca çeşitli sembolik ifadeler için mezar taşlarında, köprülerde, bol örnekler halinde karşımıza çıkmaktadırlar.

Bu yapı üzerinde zikredilmesi gereken husus bir İlhanlı Beyi için yaptırılmış olmasına rağmen, Anadolu Selçuklu Sanatının bir devamı şeklinde ele alınmasıdır. Plan ve şekil yönüyle tamamen Orta Anadolu ve Konya çevresindeki türbelere benzeyen Alemşah Kümbeti, iki yanda nebati başlıklı sütuncelere, dar ve uzun portal çerçevesine sahip olması yönünden de İlhanlılar tarafından yaptırılmış olan 1312 M. tarihli Niğde Hüdavent Hatun Kümbetiyle benzeşir. Belli ki Niğde Hüdavent Hatun Kümbetinin daha özenle ve ustanın tüm sanat gücünü ortaya koyarak yapmış olduğu anlaşılmaktadır. Alemşah Kümbetinin bundan bir müddet sonra yapılmış olduğu da göz önüne alınırsa Niğde Hüdavent Hatun Kümbetini daha sade ve mukarnassız bir giriş halinde tekrarladığı söylenebilir. Hüdavent Hatun Kümbetinde olduğu gibi bu kümbette de geometrik ve figürlü plastik süslemelere önem verilmiştir.

İlhanlıların kendilerinden en az iki buçuk asır önce Anadolulaşmış Selçuklulardan, daha saf ve direkt olarak birtakım inançları da birlikte getirdikleri, çeşitli sembolleri yapı üzerlerinde kullandıkları anlaşılmaktadır. Gerek burç-gezegen, gerek takvim hayvanı, gerekse temizlik ve iman sembolü olarak kullanılan bu hayvan figürlerinin İlhanlı dönemi yapılarında arttığı dikkati çekmektedir. İlhanlıların Anadolu Selçuklu yapıları karşısında daha teslimiyetçi bir tavır takındıkları, Onların İran’da yaptırmış oldukları yapılarla Anadolu’da yaptırmış oldukları yapılar arasındaki farklılıklarda da derhal görülecektir.

Yapı sanatı bakımından tamamen Anadolu’ya bağlı kalmış olan İlhanlıların Anadolu’da meydana getirdikleri yapılarda Erzurum Çifte Minareli Medrese, Erzurum Yakutiye Medresesi, Erzurum yakınlarında Çobandede Köprüsü, Niğde Hüdavent Hatun Kümbeti, Niğde Sungur Ağa Camii, Amasya Bimarhanesi gibi belli başlı eserlerde Anadolu Selçuklularına göre daha bol figür kullandıkları dikkati çekmektedir. Bu da daha çok İslamlaşmış Anadolu Selçuklularının, daha kısa bir zamanda Karakurumdan kopup gelen Moğolların yakın doğudaki gücünü oluşturan İlhanlılara oranla inançlarındaki değişimler olsa gerektir. Anadolu Selçuklularının figür tasvirlerinde daha çok armaya ve basit şekillere yönelmelerine karşılık, İlhanlıların sembolik anlamları ağır basan figürlü plastike yöneldikleri söylenebilir.

Sivrihisar’daki ALEMŞAH KÜMBETİ tamamen Anadolu Selçuk etkili, ancak figürler ve sembolik anlamları yönünden de daha çok eski Türk dinlerine dayalı bir önem arzeder. K-2-

***

K-1: Y. Mesut Kilci -Tez
K-2: Dr. Hamza GÜNDOĞDU – Vakıflar Dergisi Ankara, 1982

Categories: Arşiv

Yorum Yaz

Mail adresi yazarsaniz yayinlanmayacaktir.
Gerekli alan*